İklim değişikliğinin tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar pek çok alanı doğrudan etkilediğini ifade eden Adiller, artan kuraklık nedeniyle tarımsal verimliliğin düştüğünü, bazı ürünlerde hastalıkların yaygınlaştığını ve gelecekte bazı tarım ürünlerinin mevcut bölgelerde yetiştirilemeyebileceğini söyledi. Bu gelişmelerin gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı.
Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı en hassas bölgelerden biri olarak kabul edilen Akdeniz Havzası'nda yer aldığına dikkat çeken Adiller, son yıllarda su kaynaklarındaki azalma, yağış rejimlerindeki değişim, büyük orman yangınları, kuraklık ve sel felaketlerinin iklim krizinin etkilerini açık biçimde ortaya koyduğunu belirtti. Bu durumun hem doğal kaynaklar hem de ekonomik faaliyetler üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti.
Devlet Su İşleri verilerine göre kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının 2000 yılında 1.652 metreküpten 2020 yılında 1.346 metreküpe gerilediğini hatırlatan Adiller, mevcut eğilimin sürmesi halinde bu rakamın 2050’li yıllarda su fakiri ülke sınırı olarak kabul edilen 1.000 metreküpün altına düşebileceğini söyledi. Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapmasının, iklim krizine karşı çözüm üretme kapasitesini göstermesi ve sürdürülebilir politikalarını uluslararası kamuoyuna anlatması açısından önemli bir fırsat olduğunu da sözlerine ekledi.
UHA Haber Merkezi - SEZGİN AKKOYUN
SON YAZILAR